Havadan sudan..

İki gündür dehşet bir sıcak var.. Yağmur öncesi sıcağıymış meğer, bu akşam yağmaya başladı da rahat bir nefes aldık. Geçen arkadaşla konuşuyorduk, beynimiz, yeni hava koşulları hakkında hiçbir öngörüsü olmadığından sürekli bir istatistiki bilgi edinme çabasında.. Bir gün sıcaktan kavrulurken, ertesi gün hırkayla dışarı çıkıyoruz. Burada yaz geldi mi tam olarak, hiç fikrim yok. Bizim bildiğimiz yazlara benzemediğinden bana sanki henüz gelmemiş gibi geliyor. Bünyemiz böyle bulutlu yağışlı yazlara hiç alışkın değil çünkü.. Burada yaşayan arkadaşlara sordum, tüm yaz böyle geçer dediler. Bazen sıcak bunaltsa da genel olarak esintili güzel bir bahar havası hakim..

Buradaki insanlar daha çok gündüz yaşayan insanlar.. Güne çok erken başlıyorlar ve erken bitiriyorlar.. Bizim kültüre oldukça ters. Mesela bu akşam dışarıda o kadar güzel bir yağmur havası vardı ki, Türkiye’de olsaydım hemen çocukları da alır, sokağa çıkıp, hiçbir şey yapamasak en yakındaki parkı bir dolaşır girerdik eve. Burada henüz gece dışarı çıkmışlığım yok, açıkçası ürkütücü geliyor. İn cin top atıyor sokakta çünkü. Doğru düzgün sokak ışıklandırması da yok. Baba koala yürüyüşe gidiyor bazen, ona sordum, gerçekten de dışarıda ne bir ışık ne bir insan var diyor.. Şehir merkezine yakın kaldığımız o evin civarı bu kadar değildi ama, oradaki semt parkının gece ışıklandırması vardı. Spor yapanlar oluyordu gece.. Bizim şu an oturduğumuz semt tam bir suburb hayatı..

Normalde sıcak memleketlerdeki insanlar, özellikle Akdeniz kültüründen gelenler, daha çok gece yaşarlar hayatlarını. İspanyollar mesela, gündüz uyuyup gece geç saatlere kadar sokaklarda geçirirler zamanlarını. Bizim ülkede batı kıyıları da o şekilde.. İzmir’de yazın özellikle, gündüzden daha çok gece insan görürsün sokaklarda.. Burası da sıcak memleket ama insanların kökeni İngiliz olunca herhalde, çok da iklime adapte olamamışlar bence :))) Şu güzelim havada, gece dışarı çıkıp en kötü bir çay bahçesinde oturmadan ne anladım ben sıcak ülkede yaşamaktan 🙂 Semt parkının oraya bi çay bahçesi açsam iş yapar mı acaba? 🙂 Türk mantığı başlıyoooor kaçııınnn..

Geçen hafta abi koalayı evimize en yakın devlet okuluna yazdırdım. Dün de üniformasını aldık. Genellikle kasım ayında, buradaki okulların “open day” dedikleri, yeni velileri okulu gezmeleri için kabul ettikleri günleri oluyor. Hatta yeni okula başlayacak öğrenciler için de küçük çaplı oryantasyonları oluyor. Bu nedenle özellikle çocuklu iseniz buraya Ekim ayı gibi taşınmakta fayda var. Biz okulumuzun open day’ini kaçırdığımız için, ben müdür yardımcısından küçük çaplı bir okul turu talep ettim. Bir de “best start” dedikleri, anasınıfına başlayacak çocuklara uyguladıkları, durum tespiti için gün verdiler. Bu best start’ta çocukla öğretmen bir araya gelip sohbet ediyor. Öğretmen, çocuğun neleri bilip nelerde desteğe ihtiyacı olduğunu belirlemek adına sorular soruyor.. Bizim abi koalada da İngilizce yok tabii. Geçen sene kreşte bir yıl gördüler ama kelimelerden öteye gitmiyor maalesef İngilizcesi. Cümle kuramıyor ama kuruyormuş gibi sallıyor J Karşısındakini anlaması zaten zor. Ben zorlanıyorum müdür yardımcısıyla iletişim kurarken o ne yapsın 🙂 Neyse, ilk kayıt için gittiğimiz gün bu görüşmeyi yapmak istediler oğlumla. Tabi ben ona önceden bu durumu anlatmadığım için hazırlıksız yakalandı ve ağlamaya başladı. Neyse zorlamadık biz de birkaç gün sonraya randevu verdiler. Sonra ben durumu ona anlattım. Sadece birkaç dakika öğretmen senin neler bilip neler bilmediğini tespit etmek istiyormuş dedim. Anlayabildiğin şeyler olursa cevap ver, olmazsa sıkma canını dedim 🙂 Abi koala, önceden güzelce açıklama yapıp bilgi verdiğin sürece, gerektiği anda çok cesur olabilen bir çocuk. Okula gittik, stresliydi ama ona rağmen müdür yardımcısını şaşırtacak bir şekilde önden önden gitmeye başladı J Döndüklerinde sordum müdür yardımcısına nasıldı diye. Bazı sorulara cevap verdiğini, bunun da güzel bir başlangıç olduğunu, en azından iletişime açık olduğunu söyledi. “Evde Türkçe mi konuşuyorsunuz diye sordum, No dedi” dedi :))) İngilizcesi konusunda da, okulda arkadaş çevresinden duya duya ve EASL programı ile İngilizcesinin gelişeceğini söyledi. Buradaki okullarda EASL dedikleri English As a Second Language programı var okullarda. Bu program ana dili İngilizce olmayan çocuklar için okul süresince ek İngilizce dersi sağlıyor. Ben bunu, ayrıca ek ders gibi vereceklerini düşünmüştüm ama müdür yardımcısı dersler sırasında yanında bir de İngilizce öğretmeni olacağını söyledi. Böylece derslerden geri kalmayacağını ekledi. Nasıl olacağı benim de kafama pek yatmadı ama yaşayarak göreceğiz artık. Çok sorgulayıp kafamı yormuyorum bu tip konularla, zira zaman her şeyin ilacı olacak buna inanıyorum. Sıkıntılı zor günler yaşayacağız elbet ama bir şekilde üstesinden geleceğiz. Bu İngilizce konusunda evde çok da İngilizce konuşma taraftarı değilim ama sanırım okullar açılmadan biraz da olsa günlük yaşama dair şeyleri öğretmekte fayda var çocuklara.. Bunun için kütüphaneye kayıt olduk ve bir sürü kitap alıp okuyoruz evde.. Bayağı bir faydası oluyor. Bir de evde de çok oturmayıp sürekli hayata karışmak gerekiyor. Evin rahat ortamını bırakıp diğer çocukları gözlemleyeceği ortamlara sokmak istiyorum çocukları. Şimdilik parklarla idare ediyoruz. Bu Cuma okullar kapanıyor burada, yaz tatili başlıyor. Ocak sonunda da okul maceramız başlayacak..

Faturalı cep telefonu hattı alabildik sonunda. Alabildik diyorum çünkü bayağı bir uzun sürdü. Bu ülkede hiçbir kredi geçmişimiz olmadığından, bu tip kontratlı işlerde kişi sorgulaması yapmak uzun sürüyor anlaşılan. Sanırım ülkeye bir heves gelip de parasının suyunu çektirip, sağa sola borç takıp ülkesine kaçan çok kişi var. Her şirket bu tip durumlar için önlem alma çabasında gibi geldi bize. Faturalı cep telefonu hattı için, Avustralya’nın Turkcell’i sayılabilecek Optus’a başvurmuştuk ilk önce. 10 gün sürdü bize onay vermeleri. Bu sürede dayanamayıp vodafonea da başvurduk. Sonra ikisi de aynı zamanda onay verdi ve fazla fazla hattımız oldu! Sonra Optus’a gıcık olup onu iade ettik.

Eve internet hala bağlatamadık. Burada fiber internet yok. Bu benim gibi interneti sömüren biri için çok can sıkıcı bir haber.. Zaten bilgisayar yavaşlığına da hiç tahammülü olmayan bir insanım! Bakalım ADSL ile ne maceralar yaşayacağız.. Gerçi onu da hala bağlatamadık, bize dönecekler güya ,bakalım ne zaman..

Ülkeye gelir gelmez ilk yaptığımız işlerden biri medicare denen sağlık sistemine kayıt olmaktı. Burada kalıcı oturum iznimiz olduğundan sağlık sisteminden normal bir vatandaş gibi ücretsiz faydalanabiliyoruz. Şimdilik ihtiyacımız olmadı ama çocukların aşılarını onaylatmak için bir doktora gittik. Muayene sonunda hastaneden çıkarken bir borcumuzun olup olmadığını sorma gereği hissettim 🙂 Böyle bedava hizmete bünye alışık değil tabii! İlla bir katkı payı, bir bağış falan vermek gerekir di mi ama..

Çocukların aşılarını onaylatmak başlı başına bir iş. Bunun için yapılması gereken en önemli şey, gelmeden önce sağlık ocağından ve varsa özel doktorundan, çocuğunuza o güne kadar yaptırdığınız aşıların imzalı kaşeli dökümünü almak. Yoksa çocuğunuz buradaki aşıları da toptan olmak zorunda. Bu aşı işini halletmeden çoğu okul kayıt almıyor çocuğu. Devlet okulları almak zorunda ama yine de okuduğumuza göre eğer çocuğunuzun aşılarının tam olduğunu belgelememişseniz, bir salgın hastalık durumunda çocuğunuzu okula kabul etmeme veya karantinaya alma gibi hakları varmış.. Ülkenin aşı takvimi de bizimkinden aşırı farklı değil ama tabi bazı aşıların zamanları ve sıklıkları farklı. Bizimkilere ek olarak da 2 tane fazladan aşı var sanırım. Ben çocuklarıma gereksiz yere aşı yapılmasına karşı biri olduğumdan bu konuda hassasım biraz sanırım. Neyse ki elimden geldiğince saydırdım daha önceden olan aşıları. Bunda Türk bir doktor tercih etmemizin faydası oldu mu emin değilim ama bence olmuştur. Türkiye’den bir haber bir doktora gidip Ortadoğulu muamelesi görmekten korktum açıkçası. Öyle bir durumda ne bileyim belki de mesela, çocuğun 6. Ayda olması gereken bir aşıyı 9. Ayda oldu diye tekrar isteyebilirlerdi. Sonuç olarak gittiğimiz doktor, bizim çocukların aşı dökümünü inceleyip, hatta yeri geldiğinde aşıların içeriklerine kadar inceleyip, Avustralya aşı takvimindeki karşılıklarına göre olup olmadıklarını belirleyip bir form doldurdu. Formu da Ulusal Bağışıklık Kayıt merkezine yolladılar. Bir hafta cevap bekledik, gelmeyince ben medicare’e gidip sonucu sorguladım. İki kuzum için de iki aşıyı eksik bulmuşlar. Neyse onları da gidip yaptırttık. Artık okula engel bir durumumuz yok..

Halen yapmamız gereken bir ton şey var. Listenin en başında ehliyet almak var. Türkiye’deki ehliyetimiz sadece ilk 3 ay geçerli burada. Sonrası için buranın ehliyetini almak şart. Türkiye Avrupa birliği üyesi olmadığından hem yazılı sınava gireceğiz hem de sürüş testine. Yazılı sınav çok kolay. Belirli bir soru kümesi var. Onların arasından belirli sayıda soru çıkıyor. Bu konuda en net bilgi şu an baba koalada olduğundan çok açıklayıcı yazamıyorum. Tek bildiğim sürüş testinin zor olduğu. Normalde yapmadığın bir çok hareketi yapmanı bekledikleri.. Ehliyeti ilk olarak baba koala alacak. Sonra ben. Çünkü yazılı sınava girdiğin anda, elindeki ehliyet geçerliliğini yitiriyor ve yanında gerçek ehliyetli biri olmadan araba kullanamaz hale geliyorsun. Mobilitemizi kaybetmemek adına ilk önce birimiz halledecek sonra öbürümüz..

Soldan araba kullanmaya bayağı bayağı alıştık. Hatta bazen eskiden nasıl kullandığımızı düşünmeye çalışıyorum garip geliyor. Aslında pek de düşünmemek lazım, çünkü arada yol boş olunca beyin eski mantığına dönüveriyor ve afallıyorsun hangi yola gireceğini. Göçmen çok olduğu için önemli büyük kavşaklarda kocaman kocaman “WRONG WAY” tabelaları var. Ters yöne giren çok oluyor herhalde. Araba kullanırken en büyük sıkıntı, arabayı şeridin soluna yanaştırmak ve dönüşlerde sinyal vereyim derken silecekleri çalıştırmak 🙂 Birisi güneşli havada sileceklerini çalıştırıyorsa bilin ki ülkede yenidir 🙂 Bu sürekli şeridin soluna yanaşma durumu da ciddi tehlike yaratıyor. Burada şeritler mi dar bizim araba mı çok geniş anlamadım ama dümdüz yolda giderken bile sola çekiyor insan ister istemez. Özellikle, şoför koltuğunun olduğu sağ taraftan kamyon gibi büyük bir araç geçerken ister istemez uzaklaşma hissiyatı oluşuyor. Şeritler bizimkilere göre bazı yerlerde bayağı dar bence. İnip de ölçmedim ama özellikle hız sınırının düşük olduğu yollarda hızlı gitme hissiyatını engellemek için böyle yapmışlar gibi geldi bize.. Bazen bayağı kardeş kardeş sürtüne sürtüne gidiyoruz yollarda. Öyle olunca da insan sürekli sağını solunu kontrol edip yavaş gidiyor. Burada bizdeki gibi hız sınırını %10 aşabilme gibi bir durum da yok. Hız sınırı 60 diyorsa 61’le gitmeyeceksin. Ne kadar mantıklı değil mi 🙂 Cezalar oldukça caydırıcı, hatta tatillerde cezalar 2’ye katlanıyor. Tatil zamanı araba kullanırken ekstra dikkat etmek gerek. Araba kullanırken olmazsa olmazlardan biri navigasyon. İyi ki navigasyonlu bir araba almışız diyoruz her fırsatta. Aksi halde telefondan bu işi idare etmek o kadar da kolay değil. Hem alet hangi yol ücretli hangisi ücretsiz onu da gösterip ona göre yol çiziyor. Bu navigasyonla hareket etmenin tek sıkıntısı, insan yolları öğrenmek için çaba harcamıyor. Veya öğrenmek istese de sürekli navigasyona bakmaktan yol algısını kaybediyor..

Paralı otoyollarda bizdeki gibi ogs ve kgs sistemleri var. İnternetten başvurup 1-2 gün içinde kolaylıkla etiket alabiliyorsun. Hatta etiketsizken yanlışlıkla ücretli yoldan geçersen 3 gün içinde başvurup alırsan ceza yemiyorsun. Sydney Harbour Bridge’de Serbest akış sistemi de var. Kariyerimin önemli bölümünü bu sistemler üzerinde çalışarak geçirdiğimden ilgimi çekiyor. Hatta baktım, bu işi yapan firmanın Sydney’de ofisi de var.. Zamanı gelince bir kapılarını çalarım, olur mu olur! Yeri gelmişken, henüz iş başvurularımıza başlayamadık. Şu christmas tatili bir geçsin, yine ilk önce baba koala başlayacak bakalım gözüne kestirdiği yerlere başvurmaya. Umarım korktuğumuz kadar zor olmaz..

Aklımı en çok kurcalayan konu, bu iki minik koala ile ben nasıl işe başlayacağım. Okullar 9’dan 3’e kadar. Eğer işe başlarsam abi koalayı hem sabahtan hem de akşamdan OOSHC (Out of School Hours Care) denen kurumlara bırakmam gerekecek. Kendi okulunun içinde bu servisi sunan bir bakım evi var ama okul çok talep gördüğünden bu serviste de sıra var. İhtiyaca yetişemiyorlar.. Minnak koalamsa sabahtan akşama bir gündüz bakım evine gidecek. Hiç de hazır görünmüyor, bakalım o nasıl alışacak.. Burada bir preschool, bir de day care diye iki tip okul öncesi kurum var. Day care’de sadece çocuk bakımı, oyun varmış. Çocuğun eğitimi için öyle yapısal bir planları yokmuş. Böyle duydum ama ne kadar doğru bilmiyorum. Eğer gerçekten öyleyse bir preschool bulmakta fayda var.. Daha yapılacak çok iş, araştırılacak çok konu var anlayacağınız..

Laf lafı açtı.. Araştırma demişken, her şeyi ama her şeyi araştırmaktan fenalık geldi baba koalayla içimize. Sürekli araştırılacak bir konu çıkıyor. Çocuklarla ilgilenmediğimiz her zamanımız bilgisayar veya telefon başında geçiyor. Araştırmak yeni şeyler öğrenmek güzeldir, biz de çok severiz ama bunun da bir dozajı varmış. Biz o dozajı fazlasıyla aştık herhalde ki, artık şalteri kapatıp bir süre hiçbir şey düşünmemek istiyoruz.

Yine uzadı da uzadı yazı.. Bu sefer biraz ondan biraz bundan oldu artık idare edelim lütfen.. Aklımda daha şunu da kayda geçireyim dediğim bir dolu şey var ki, artık yoruldum. Ben yatıyorum. Size iyi günler Türkiyem.. Tatlı rüyalar Avustralya..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s