Ne alemdeyiz?

Herkese selamlar! Evet, uzun oldu yazamadım ama mazeretim hatta mazeretlerim var.. Başımı kaşıyacak vaktim yok maalesef.. Yapılacaklar listem, abi koalanın okula başlamasıyla tavan yaptı. Habire bir etkinlik, takip edilecek bir durum, hazırlık yapılacak bir organizasyon var. Bunun yanında baba koala ile beraber TAFE denilen meslek edindirme kurslarına yazıldık. Master üstü meslek lisesi okuyorum şu ara 🙂

Kısa kısa durum raporu geçeyim size 🙂 Zaten tüm arkadaş çevremiz de bizi bu blogdan takip eder oldu 🙂 İyi oldu herkese tek tek anlatmak yerine tek bir yerden bilgi veriyorum zaman tasarrufu oluyor 🙂

İş bulduk mu?

İş bulmadık maalesef. Gönlümüzden çok geçiyor ama aramayınca da bulunmuyor. 🙂 Hedefimiz ilk  etapta baba koalayı iş sahibi yapmak olduğundan ben şimdiye kadar hiç iş aramadım. Gerçi arada iş ilanlarını görüp bir heveslenmiştim ama resmi bir başvurum olmadı henüz.. Baba koala ise 1-1,5 ay kadar aktif iş ilanlarına başvurdu, 1-2 görüşmeye de gitti ama olumlu bir dönüş olmadı maalesef. Baba koala, şimdiye kadar gömülü yazılım üzerine çalıştı ve bu sektörde burada eleman arayan çok da yok. İş ilanı sitelerine bakınca, zebil gibi web developer aradıklarını buraya göçmeden önce görmüştük. Hal böyle olunca, baba koala, yavaştan web teknolojilerine kayma çalışmalarına başlamıştı daha buraya gelmeden. Bayağı da yol katetti ama burada iş ararken adamlar somut bir belge veya deneyim istiyorlar haklı olarak. Özellikle de Avustralya’da lokal deneyim arıyorlar. Biz de elimizde lokal bir sertifikamız olsun diye TAFE denilen ücretli meslek kurslarına yazıldık. Burada bu tip ön-lisans eğitimi bayağı yaygın. Üniversite okumayıp bu kurslardan meslek edinip direk iş yaşamına geçen insan çok var. İkimiz de hem elimizde lokal bir sertifikamız olsun diye hem de çalıştığımız sektörü değiştirebilmek adına Web Development sertifikasyonuna yazıldık. Baba koala çabucak bitirebilmek için 18 haftalık olan full-time kursuna yazıldı, ben ise 36 hafta süreli part-time olana kayıt oldum. Baba koala haftanın 4 günü derslere gidiyor. Benim ise derse gitme zorunluluğum yok, online olarak ilerliyorum. Dersler zevkli ama işte sınavıydı, quiziydi, ödeviydi uğraşıp duruyoruz. Geçen hafta cuma günü okullar tatil oldu da şimdi evde inzivaya çekildik, çocukları yedirip içirip eve salıyoruz, baba koalayla biz bilgisayar başında, herkes kendi köşesinde ödev yapıyor 🙂 Evde bayağı bir lab ortamı kurduk 🙂 Sınırsız çay da var 🙂

Sözün özü şu sertifika programını bitirince iş aramaya devam edilecek…

Çocuklar ne alemde?

Minnak koala evde benimle. Henüz okula başlamadı. 2 ay sonra 3 yaşına basacak. Şimdilik muhitimizdeki kütüphane ve alışveriş merkezinin etkinliklerini takip ediyoruz sadece. Kreşler ateş pahası! Günlüğü 150 dolar. Aslında o da okula başlasa hem benden biraz olsun kopması için hem de dile alışması için iyi olur ama baba koala iş bulana kadar erteledik bu okul işini.. Burada ilkokul öncesi eğitimde day-care ve preschool diye iki ayrı kavram var. İlk bir kaç ayımı bunların farkını anlamakla geçirdim diyebilirim. Day care’lere çocuk bakımı, preschoollara ise eğitim yuvası gözüyle bakılıyor kısaca.. Preschoollarda belirli bir müfradat dahilinde eğitim programı uygulanıyor. Day care’lerde ise sadece çocukları eğlendirme, zaman geçirtme anlamında etkinlikler yapılıyor. Yanlız preschooların şöyle bir handikapı var çoğu ilkokullar gibi 9’dan 3’e kadar açık. Day care’ler ise sabah 7 akşam 6 hizmet veriyorlar. Tabii istisnalar da var, dikkatli olmak lazım. Çalışan anne için preschoollar biraz zor görünüyor. Gerçi çalışan anneye ilkokul da zor. İlkokullar da 9’dan 3’e kadar. Çoğu okulda bu saatlerin dışında hizmet veren OSHC (Out of School Hours Care) servisleri var.

Abi koala, kindy denilen ana sınıfına başladı şubat ayı başında. Burada okullar 4 dönem. 3 tane 2-2,5 haftalık ara sömestr tatili ve bir tane 1,5 aylık yaz tatilleri var. Geçen hafta 1. dönem bitti. Kuzucuğum gayet güzel oryante oldu sınıfına, yeni hayatına. Sadece ilk gün bayağı endişeli gitti, çıkışta da ağlamaklıydı. Ama ikinci günden itibaren gayet motive ve mutlu bir şekilde gitti okula. Dil anlamında da ilk iki hafta acayip yol katetti diyebilirim. İlk haftalar çocukların okula oryantasyonu üzerine yoğunlaştı öğretmenler. Her sabah ağlayarak annesinden ayrılan çocuklar vardı. Onları rahatlatmak için daha çok oyun ve eğlenceli faaliyetler yaptılar sanırım. Bu iki haftada abi koala bir sürü arkadaş edindi ve en çok arkadaşlarından öğrendi ingilizceyi diyebilirim. Sonraki haftalarda harfleri ve çıkardıkları sesleri öğrenerek okumaya geçtiler. Şu an sınıfta çatır çatır kitap okuyan çocuklar var. Abi koala ise harflerin çıkardıkları sesleri çıkararak okumaya çalışıyor ama ingilizcede bir harf her zaman aynı sesi çıkarmıyor ki. İngilizcede okumayı öğrenme daha çok kelime ezberleme şeklinde. Magic words dedikleri İngilizce’de çok kullanılan kelimeleri ezberletmeye başladılar. the, is, a, an, that … vs gibi bir sürü kelimeyi rakam ve harfleri öğretir gibi ezberletiyorlar. Böylece çocuk bir kitabı eline aldığında çoğu kelimeyi hemen tanıyor. Kalan kelimeleri de kitabın resimlerinden ipucu alarak, kelimenin harflerini seslendirerek okumaya çalışıyor. Gerçekten zor bir iş. Canım Türkçemizin gözünü seveyim. Abi koala bir şekilde kitabı okuyor ama çoğu zaman okuduğunun anlamını bilmediği için pek de bir şey anlamıyor. İkinci dönem sınıfta gönüllü yardımcılık yapacağım. Bakalım ben anlayabilirsem nasıl öğretmeye çalıştıklarını, belki çocuğuma daha iyi anlatabilirim.

Hayat nasıl?

Havalar artık soğumaya başladı. Yazın bir ayı yağmurla geçti zaten. 1-2 gün acayip sıcak oluyordu, ertesi gün sıcaklık 15 derece düşüp yerini yağmura bırakıyordu. Herkesin söylediğine göre bu sene yaz çok değişik geçmiş. En sıcak yaz yaşanmış. Bize göre ise İzmir’in bunaltıcı sıcağının yanında hiç bir şeydi. Evet 1-2 gün gerçekten çok sıcak oldu ama uzun sürmediği için İzmir sıcağı etkisini yapmıyor. Şimdilerde ise güneş çıktı mı hala denize giriliyor ama güneş gitti mi bildiğin soğuk hava.. Geçen haftalarda hatta evde ısınma sistemi olsa açardım kesinlikle. Kat kat giyindim valla evin içinde.. Ama o da geldi geçti. Şu ara ılıman hava.. 2 hafta sonra okullar açılacak ve çocuklar kışlık üniformaları ile okula başlayacaklar.

Sydney hala çok güzel 🙂 İlk geldiğimizdeki kadar olmasa da her köşesi ayrı büyülüyor insanı. Artık havanın temizliği, doğanın yeşili, denizin mavisi bizim hayatımızın bir parçası oldu, ilk günlerdeki kadar etkilenmiyoruz. 🙂 Ama öyle köşeler var ki, bazen gördüklerimi gerçekten ben mi görüyorum diye soruyorum kendime.

Ehliyet aldık mı?

Aaahhhh ahhhhhh!!!! Şu ana kadar canımı en çok sıkan konu bu oldu. Avustralya’ya gelmeden önce işgüzarlık yapıp ehliyetlerimizi yeni tip ehliyetlerle değiştirmiştik. Gerçi işgüzarlık yapmasak da benim değiştirmem gerekirdi yine de, ehliyetimde hala kızlık soyadım vardı çünkü.. Neyse bu yeni tip ehliyet buradaki ehliyet veren kurumların yabancı ehliyetler kitapçığında görünmüyor. Burada sıfırdan ehliyet almak da aşamalı, öyle bizdeki gibi bir sınavı geçince hemen ehliyet sahibi olamıyorsun. Learner, Provisional P1, Provisional P2 ve Full license diye 4 tipi var. Önce yazılı bir sınavı geçip learner ehliyet sahibi oluyorsun. Learner ehliyet ile yanında tam ehliyeti olan biri olmadan araba kullanamıyorsun. Learner ehliyeti 1 sene tutup, bir sürüş testini geçince Provisional ehliyetlere geçiyorsun. Diğer aşamalarda da yine beklemeler ve ayrı sınavlar var, detaylarını buradan inceleyebilirsiniz. Eğer 3 yıldan fazla süredir yurtdışı ehliyete sahipseniz, yazılı sınavı ve sürüş sınavını geçip direk full license alabiliyorsunuz.

Kalıcı oturum izniniz varsa Türk ehliyetiniz ülkeye giriş yaptığınızdan itibaren 3 ay geçerli sadece. Fakat geçici vizeyle geldiyseniz 3 yıla kadar kullanabiliyormuşsunuz Türk ehliyetinizi. Bizim üç aylık süremizin dolmasına yakın baba koala ehliyet işini halletti. Şansına yeni tip Türk ehliyetini gösterdiğinde görevli “A bu bizim kitapçıkta görünenden farklı” demiş. Baba koala da “Evet yakın zamanda değiştirdiler” deyince görevli sorun çıkarmadan kabul etmiş. Benimkinde ise benden Türk konsolosluğundan “bu bir Türk ehliyetidir” gibisinden bir yazı istediler. Bayağı bir itiraz ettik, baba koalanın gittiği ofisteki bayanı örnek gösterdik ama sanırım baba koalanın şansı yaver gitmiş. Bendeki görevli, “bize verilen talimatlarda, eğer gösterilen ehliyet, kitapçıktaki gibi değilse konsolosluktan yazı isteyin diye açıkça yazıyor” diye tutturdu. Uzun itirazlar sonunda boynumu büküp konsolosluğa gittim. Alt tarafı bir yazı alır götürürüm diyordum ki, iş çok farklıymış. Konsolusluktaki görevli, ehliyetimin fotokopisini çekip Türkiye’deki emniyet müdürlüğüne göndereceklerini ve 6-8 hafta sürebileceğini söylediğinde başımdan aşağı kaynar sular döküldü resmen. Daha da kötüsü geçen hafta 8 haftalık süre doldu ve hala o belge ortada yok. Babama söyledim geçen hafta emniyet müdürlüğüne gidip soruşturdu. İmzalanmış kargoya verilmeyi bekliyormuş. Bu, en az 1 ay daha belge elime geçmeyecek demek oluyor.

Sözün özü, siz siz olun gerekmedikçe yeni tip ehliyet almayın. Ayrıca Avustralya’da da devlette resmi bir işiniz varsa çevrenizden soruşturun. Aynı işi sorunsuz hangi ofiste hallettiyse o ofise gidin.

Saat geç oldu, benden şimdilik bu kadar.. Bir sürü ödevim var, elim bir türlü gitmiyor.. Blogu çok boşladım, arada bir yazı çıkarayım dedim.. İyi oldu.. Şimdilik bununla idare edin 🙂 Sağlıcakla kalın..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s